Sunday, April 23, 2006

Mazeret

putları kırıyor esrarengiz ve iyi adam
bir yağmur yağmasını bekliyor
pislikleri, kalın duvarları da bekliyor içimin
ben niçin o kırmızı yüzlü softaların
anlayamadım
niçin elimi başkalarının elini tutar gibi tuttuklarını
ama bir şey de diyemedim
şöyle dönüp kırgın kırgın.
ve acı çeken çocuklarıma yuva yaptım yüreğimi.


siyah ve kalın sayfalar okuttular bana
aklımın en güzel konutunu açıyordum leylalarına
ama sığmıyordu işte
karışmıştı birbirine bilgilerinin
gösterişi gösterişlerinin bilgisi.
mutmain olmadım bir an bile
sarı ve ince sahifeleri gördüm bir gün
her gidişimde darmadağınık ayrıldığım kitapçıda.
ve sonra gerisi geldi
bir sihir gibi büyü gibi
istesem ve istemesem de
kulaklarıma bu ince
sözler doldu her gece:
şiir.


yo açıklama istemiyorum
o kırmızı yüzlü softaların niyeti üzerine
mazeretime mazeret belirtmeyin
çok rahatlatmak istiyorsanız beni
lütfen bir bardak okunmamış su verin.


eskiden yazdığım bi şiir..darvakit.net'ten..

ne söylerim ben maviden başka

Babam nereye gidiyor sabahları
Üstünü giyip çıkıyor somurtan otobüslere
Üst üste binip kalabalık bir çok insanla
Ayakta kalıp yorulup itiş kakış geç kalıp

Annem ne seyrediyor televizyonda
Kanal değiştirip.Ağlayan kadınlar
Sırıtan insanlar çıplaklar kötü şeyler
Geç anne seyretme reklamları haberleri

Okulda ne öğreniyorum ben sınıfta sırada
Kalk bakıyım, otur bakayım,sus bakayım
Sen söyle,Numaranı söyle,sayıları say üçer beşer say
Dünyanın en uzun yalanı nerden nereye akar

Babam bir masada oturuyor.Karşısında duvar
Duvardaki saat babamı seviyor mu?Saatin tik takları
Babamı nereye götürüyor.İşi babamı seviyor mu?
Babam para kazanıyor.Duvar babama bakıyor

Annem bize yemek yapıyor.Annem bize yemek yapmasa
Biz ölürüz.Vitaminler de ölür.Meyveler sebzeler çürür.
Annemin arkadaşları geliyor. Annem namaz kılmıyor
Namaz annemi unutuyor.Teyzeler kocaman gülüyor

Gece ben uyumadan dışarısı karanlıkken
Yıldızlar yanarken ağaçlar üşürken
Allahım diyorum ben rüzgar alıp gidiyor yaprakları
Annem sevsin babamı,babam sevsin annemi
Allahım diyorum ben rüzgar alıp gidiyor yaprakları.

Bülent Ata, merdivenşiir dergisi'nin 8. sayısından..

hamiş:bu şiiri ilk defa semerkand çocuk'ta okuduğumu hatırlıyorum. bülent abi süper şiirler yazıyor; naif, yumuşacık, içli, insani yanlarımızı okşayan bi şiir..seviyorum ben bunu.oh, ne güzel...

Friday, April 21, 2006

Memleket dergi çıktı..

Memleket ‘hayat ve edebiyat’ dergisi, Konya merkezli olmak üzere Nisan sayısıyla çıktı. Genel yayın yönetmeni İbrahim Demirci olan derginin, görsel olarak gözümüzü doyurmadığını ama içeriğinin nitelik bakımından gayet iyi olduğunu söyleyelim.
İ. Demirci’nin Atilla Yaramış’ın ‘Münacat’ şiiri üzerine yazdığı yazı, Murat Güzel’in Edebiyat’ın Özüne Dair yazdıkları, Abdullah Harmancı’nın ‘Yazı Uçar’ı, Ümit.S.Taşkesen’in ‘Kapıkulu: Zalih’ başlıklı öyküsü, Osman Özbahçe’nin özenli İsmet Özel biyografisi ve Filistinli şair Mahmud Derviş’le yapılan söyleşi benim ilgimi çeken ürünlerden bazıları..
Şairleri unutmamak lazım:M.Akif Kuruçay, Seyhan Kurt, M. Ali Köseoğlu ve Murat Güzel..
Yine sevgili Mücahid (Dündar) ağabeyin çevirdiği Velid A. Elvan’a ait ‘İran’ın Kumunda’ başlıklı yazının altını dikkatle çiziyorum.
Velhasıl-ı kelam, okuyun bu dergiyi.

kafa atmak..

kaç gündür bişeyler yazmıyorum buraya..neden? çünkü meşgulüm. işim var vesaire..mazeret mi bulmaya çalışıyorum? bundan şüpheliyim bak.şüpheli olmam doğal.zira septik yanım hayli ağır basıyor bugünlerde. her şeyden bir tür kuşku duyuyorum yani. her şeye sıkı bir kafa atmak filan istiyorum.suratım asık. tam da bunu istiyorum aslında.asosyal mesaj durumları:astım lan suratımı, gelin oturun karşıma.
dün tarık abi (tufan) gelmiş şehr-i gonya’ya. haberimiz olmamış.ayakta uyuyoruz yaaa. yazmam gerekenleri de yazamıyorum kaç gündür. rica etsem, birisi bana sıkı bir kafa atabilir mi?

Saturday, April 15, 2006

sevdiğim replikler..

öldürmek, hiçbir zaman ortadan kaldırmak demek değildir.
işte ölü; or(t)ada öylece durmaktadır.

Thursday, April 06, 2006

'Acının Coğrafyası'

kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

...
biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.
Turgut Uyar

Sobelenmişiz yaa..

Prometheus, bizi sobelemiş. Öyle olsun baalim ortaam, kadere rıza göstermek gerektir. Verelim cevaplarımızı:

1- Tüm bilim adamları(Galileo, Einstein, Newton, Maxwell, Rudherford, Pascal, Buhr ) saklambaç oynuyorlar? Einstein sayıyor diğerleri saklanıyor.Einstein kimi sobelemiştir?
-Dumura uğradım.Hiç fikrim yok.:)

2- Okuduğunda seni en çok etkileyen kitap?
-Hangisini söyleyeyim bilemiyorum, birini seçmek de hayli zor benim için: Daruş Şayegan’ın ‘Yaralı Bilinç’i, Salinger’in ‘Gönülçelen’i, Mustafa Kutlu’nun 'Sır' kitabı, H. Albayrak’ın Hakan Albayrak Kitabı, Pakdil Usta’nın ‘Batı Notları’, C.Aktaş’ın tüm öykü kitapları..
Zarifoğlu’nun ‘Savaş Ritimleri’ de müthiş bir kitaptır bence.Gözyaşları içinde okuduğumu hatırlıyorum önceleri. Geçen yaz tekrar okudum ama ağlamadım nedense. Annem ‘eskiden daha iyiydin sen’ diyor. Babam artık büyüdüğümü söylüyor. Promethe’nin dediği gibi duruma göre değişiyor beğenilerimiz anlaşılan ama çocukken daha temizdik, burası doğru..

3- Takip ettiğin dergi?
-Gerçek Hayat, Dergah, Fayrap, Mostar, Anlayış, Kitap Postası.. Buldukça tüm iyi dergileri okumaya çalışırım:Postexpress’ten Haksöz’e..ayırt etmem yanee..

4-Günlük gazete?
-Yeni Şafak, Radikal diyeyim ben buna.

5- En yaramaz çocukluk anım?
-Çocukken sık sık fotoğrafları yırttığımı söylüyor annem. Dindar bir çevrede yetişmem nedeniyle sosyal anlamda karşılık buluyor bu durum: Anne tarafından akrabamız bir hanımkadın, 'bu çocuk büyük bir din alimi olacak' diyor zamanında. ’İnşallah, maşallah’ derken okumalar, üflemeler, dualar arasında yıllar geçiyor. Netice; hafız bile olamıyorum..:) Bazen durumuma bakınca ben bile dayanamıyor, gülüyorum: Niçe okuyan, Bukowski seven arıza bir ilahiyatçı..
Siz olsanız gülmez misiniz?:)

6-Tv yapımcısı olsam yapmak istediğim program?
eski bi radyocu olarak tv programcısı olmayı düşledim tabii..ama televizyon gibi toplumsal ‘gösteri’ araçları bana gelmiyor be abicim..:)
ama illa yapacaksın derseniz, kitaplarla ilgili bir program yapardım.

Sobbelenenler
Sobelenmeyen kalmadı galiba, tüh ebe kaldım:)

Sunday, April 02, 2006

Yolcu yürüyor..

Daha önce bu sayfada Yolcu Dergisi'nden bahsettiğimi hatırlıyorum. 37. sayısıyla yürüyüşünü sürdüren derginin internet sitesi de yenilenmiş..
Bakalım..Neler var?

Yeni Ali

Bugün canım fena halde Nuri Pakdil okumak istedi. Ne yazık Usta'nın elimdeki tüm kitapları da Denizli'de kütüphanemde kaldığı için imkanlar dahilinde! google dan bi arama yapıp bulduklarımı okumaya koyuldum. Pakdil in aşağıdaki şiirini istanblog'da gördüm ilk defa.. Daha önce okumamıştım galiba, evet okumamıştım..

YENİ ALİ
Cezayir'e atlarla gidilirdi
Babam atla bağa gelirdi
Yeni Ali
Paris'i atla dolaşacak

İyi binen ata
Bir solukta geçer Hazer'i
Yavaş yavaş ingiliz
Tuzağına düşer at süren yiğitlerin.

Nuri Pakdil